| Yaz Okuluna Çin`e Gidiyor |
Barlas Ömür (16) bildiğiniz çocuklara benzemiyor. Fransızca öğrenebilmek için Bahçeşehir Koleji’nden Kültür Koleji’ne transfer oldu. İlk günden beri yüzde yüz burslu okuyor. Cep telefonu kullanmıyor. Son iki yazını Pekin’de Çince öğrenerek geçirdi. Bu kadar küçük yaşta Çince öğrenmeye takmasına Çinliler bile şaşırıyor ama o kendinden emin: "Çin dünyanın yeni süper gücü. Bütün şirketler İngilizce ve Çince bilen eleman arıyor. Gelecekte zirvede bir yerlerde çalışmak istiyorsam, Çince bilmem şarttı, ben de öğreniyorum."
Barlas Ömür (16) Çince ile meşhur çizgi film Pokemon sayesinde tanıştı. Oynadığı bilgisayar oyunundan giydiği spor ayakkabıya kadar her şeyde Çinlilerin parmağı olduğunu anlayınca Çin’e ve Çince’ye aşık oldu. Tüm bunlar olup bittiğinde 11, taş çatlasa 12 yaşındaydı.
Çin, 15 yaşına kadar dilinden hiç düşmedi. Her fırsatta gitmek istediğini söylüyor, ailesini tavlamaya çalışıyordu. Bir pazar günü evde Hürriyet İK’yı okuyan annesi Rabia Ömür’ün gözüne bir ilan ilişti: Başlıkta "Çince öğrenmek isteyenler için yaz okulu" yazıyordu. Okul Pekin’deydi, bir ay boyunca üniversitenin kampusunda konaklanılıyordu. Rabia Hanım’ın aklına yattı. Güvenlikle ilgili bir sorun yoktu. Barlas’a bir karne hediyesi vermenin tam sırasıydı.
Barlas Çin’e gideceğini öğrendiği gün mutluluktan çıldırıyordu. Lise ikideydi, hayatında ilk kez yalnız tatile çıkacak, ilk kez uçağa binecek ve ilk kez aşkım dediği Çin’e gidecekti; hayattan daha ne isteyecekti ki?. Pekin’e ilk kez 2006 yazında ayak bastı ve bir ay kaldı. 2007 yazında tekrar giderek bir ay daha kaldı. 2008 yazını tamamen Çin’de geçirmeyi planlıyor. "Olimpiyatlar da var, harika vakit geçiririm" diyor.
SİZ BANA ÇİNCE ÖĞRETİN BEN SİZE İNGİLİZCE
Barlas ilk izlenimlerini şöyle anlatıyor: "6-7 kişilik Türk bir grupla gittik. Hepsi benden çok büyüktü. En küçükleri üniversite mezunuydu. İş bulabilmek için Çince öğrenmeye çalışıyorlardı. Bize konuksever derler ya, alakası yok. Çinliler resmen turistlerin üzerine titriyor. Türkiye’de turist olana fiyatlar artar, Çin’de ben turistim dediğin zaman indirim yapıyorlar. İlk gittiğimde derslere yoğunlaşmakta zorlanıyordum. Şehrin acemisi olduğum için ilgim sürekli dağılıyordu. Ama ikinci gittiğimde tamamen Çince’ye odaklandım ve daha çok şey öğrendim."
Bazı insanlar vardır. Hayatta her sorunu çözeceğine, her zorluğu alt edeceğine inanırlar. "Bilmiyorum" demek onlar için yerin dibine girmek gibi bir şeydir. Barlas Ömür 16 yaşında olmasına rağmen bu karakterde biri. Bu yaz Çin’de Çince’yi alt edebilmek için inanılmaz bir çaba sarf etmiş: "Benim gittiğim üniversitenin hemen yanında bir yabancı dil fakültesi vardı. Fakülte İngilizce öğrenmek isteyen Çinlilerle doluydu. Onlarla şöyle bir anlaşma yapıyordum. Siz bana Çince öğretin, ben size İngilizce öğreteyim. Hafta içinde her akşam gidip onlarla pratik yapıyordum. Zaten konuşmada pek bir sorunum yok, tek sorunum karakterlerdeydi. Onu da çözüyorum. Şu an 150 tane karakter rahat okuyabiliyorum. 60 tanesini yazabiliyorum."
Barlas, Pekin Üniversitesi’nde okumayı çok istiyor. İnşaat ve tekstille yakından ilgileniyor. "Diş hekimliği ve ezacılığa da sıcak bakıyorum. Ama Çince konuşabileceğim bir alanda çalışırsam daha mutlu olurum."
Son olarak Barlas’a "Yaşıtların Çeşme’de, Bodrum’da jet ski ile fink atarken senin Pekin’e gitmen normal değil, çok farklısın, nedeni nedir?" diye soruyorum. Cevabıyla yine şaşırtıyor: "Çünkü belirli hedeflerim var. Hiçbir şekilde pes etmem. Ben arkadaşlarıma yazın Pekin’e gittim dediğimde yarısı orası neresi diyor. Ama bazıları da bana özenip, seneye benimle gelmek istiyor."
10 milyona ayakkabı aldım, akrep ve karafatma yedim
Türkiye’de 100 milyona satılan ayakkabılar orada 10 milyon. 5-6 tane aldım. Ama pazarlık şart. Kapıyı 400 Yuan’dan açıyorlar, 20 Yuan’a bırakıyorlar.
Artık İngilizce ve Fransızca’yı herkes konuşabiliyor. Fark yaratabilmek için Çince bilmem şart dedim.
Gittiğim üniversitede her yaş grubundan ve her milletten insan vardı. 70 yaşındaki Japon da Çince öğrenmeye çalışıyordu, 55 yaşındaki Alman da. En küçükleri bendim.
Çinlilerin saçları dümdüz biliyorsunuz. Benim de uzayınca kıvırcıklaşıyor. Orada çok makbul bir tip oluyorum. Hayranlıkla bakıyorlar. Kızlar "Saçına dokunabilir miyim" diye yanıma geliyor
Kampusta bir adet var, yeni gelene herkes topluca hoş geldin diyor. Ben geldiğimde de hepsi bahçeye gülerek indi. Beni görünce suratları asıldı. "Sen çok küçüksün, seni nasıl gezdireceğiz" dediler. Kulüplerin kapısından giremeyince kampusa dönüp kitap okudum.
Kampusta her sabah altıda Thai Chi yapılıyordu. Güneşin doğuşunu selamlayarak uyanıyorduk.
Çin yemeklerini seviyorum. İlk bir hafta kokuyordu ama sonradan alıştım.
Çinlilere hayranım. Disiplinlerini ve çalışkanlıklarını seviyorum. Ben oradayken bir ayda 40 katlı binayı bitirdiler. Onlar gibi olmak istiyorum.
Çin’e gittiğinizde asla ve asla "Çin Çan Çon" demeyeceksiniz. Bu laf tüm Asyalılar için çok büyük bir hakaret. Tam olarak manasını bilmiyorum ama yanımdaki arkadaşım söyleyince, kadının biri bizi çantayla kovaladı.
Çince öğrenmek isteyenlere tavsiyem, ellerini çabuk tutsunlar. Çünkü Çinliler harıl harıl İngilizce öğreniyor. Seneye olimpiyatlar olduğu için taksiciler bile sürekli İngilizce çalışıyor.
Karafatma, kedi, köpek, fare her şeyi yiyorlar Çinliler. Ben bir tek karafatma ve akrep denedim. Akrep güzeldi, karafatma fena değildi.
Sibel ARNA
KAYNAK: HURRİYET GAZETESİ
|